Aile içi iletişimin gücü

Bizim Aile

AİLE İÇİ İLETİŞİMİN GÜCÜ

Modern şehir yaşamının koşturmacası, ailelerin bir arada geçirdiği zamanı giderek azaltırken iletişimde görünmez boşluklar oluşmasına neden oluyor. Oysa güven duygusunun, paylaşmanın ve sağlıklı iletişimin ilk filizlendiği yer her zaman ailedir. Küçük ritüellerle güçlendirilen aile içi iletişim hem çocukların psikolojik dayanıklılığı hem de toplumsal iyi oluş için güçlü bir zemin oluşturur.

EDA ERGÜR
Uzman Psikolog
Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi

Aile, bireyin kendisini en çok güvende hissettiği ilk sosyal çevredir; bu sebeple iletişimin ilk tohumlarının atıldığı yer ailedir. Aile içi iletişim ise yalnızca sözel iletişimden oluşmaz; konuşmaktan, paylaşmaktan ve birlikte vakit geçirmekten çok daha fazlasıdır. Aile bireyleri birlikte gülerek, üreterek, oynayarak ve hatta birlikte susarak bile birbirlerini anlayabilmektedirler. Ancak özellikle metropolleşme; ebeveynlerin iş yoğunluğu ve ekonomik baskılar nedeniyle aileye ayırdığı kaliteli zamanı kısıtlayarak aile içi sosyal ağları zayıflatmakta ve iletişimi dijital araçlara kaydırmaktadır. Bu durum, şehirde büyüyen çocukların aile içi ilişkilerde duygusal izolasyon ve iletişim kopuklukları yaşamasına neden olmakta, bu da çocuğun yüksek başarı beklentisi ve rekabetçi ortam stresiyle birleşince zorbalık davranışları için uygun zemin hazırlayabilmektedir.

METROPOLDE ZAYIFLAYAN BAĞLAR

Metropol hayatında aile olmak, çoğu zaman aynı evin içinde birbirine temas etmeden yaşayan bireylerin görünmez bir mücadelesine dönüşebiliyor. Hem çocuklar hem de yetişkinler giderek ekran aracılığıyla iletişimin hızlı ve kolay olması gibi sebeplerle gerçek teması azaltarak dijital araçlarla iletişimi tercih etmeye başlıyor. Dijital ekranların iletişimin yerini almasıyla bireyler duygusal olarak doyuma ulaşmakta zorlanıyor, aile içinde duygusal kopukluklar ve mesafe artıyor ve de bireyler yalnızlık hissiyle baş başa kalabiliyorlar.

DUYGUSAL GÜVENLİK VE BAĞLANMA

Bilimsel çalışmalar, çocukların duygusal güvenliğini yalnızca uzun vakitlerin değil, karşılıklı merakın, birlikte gülmenin ve ortak bir deneyimi paylaşmanın güçlendirdiğini gösteriyor. Psikolog John Bowlby tarafından geliştirilen “Bağlanma Teorisi”ne göre, ebeveynle güvenli ve tutarlı etkileşimler, çocuğun dünyayı güvenilir bir yer olarak algılamasını sağlar. Ebeveynle ortak oyun, çocuğun stresli anlarda sığınacağı bir güvenli üs oluşturarak, duygusal güvenliğini ve sağlıklı bağlanma becerilerini pekiştirir. Bu tür etkileşimler, çocuğun beynindeki duygusal düzenleme ve sosyal anlayışla ilgili bölgeleri (prefrontal korteks) aktive ederek, empati yeteneğini geliştirir.

PSİKOLOJİK DAYANIKLILIK VE SEVGİ

Aile içinde hissedilen yoğun sevgi ve güçlü bağ, çocukların psikolojik dayanıklılığını önemli ölçüde artırır. Araştırmalar, bu güçlü bağlara sahip çocukların yaşam zorlukları ve travmatik olaylarla daha iyi başa çıkabildiğini göstermektedir. Aile, çocuk için bir tampon görevi görerek dış dünyadan gelen stres ve kaygıyı hafifletir.

Ebeveynlerin çocuklarını sadece öğüt veya yönerge vermek yerine dinleyerek anlamaya çalışması, çocukların hayata karşı daha dirençli olmasını sağlar. Bu güvenli psikolojik alan, başarısızlık veya zorbalık gibi stres faktörlerine karşı koruyucu bir kalkan oluşturur. Böylece çocukların dayanıklılığı artar ve sosyal ilişkilerde sağlıklı sınırlar kurmaları kolaylaşır.

Ebeveyn ve çocukların birlikte geçirdikleri kaliteli zamanın da kritik bir rolü vardır. Ortak oyunlar, mutfakta birlikte bir şeyler hazırlamak, kısa oyun saatleri, aile toplantıları, piknikler veya film saati gibi paylaşımlar, çocukların kendilerini değerli ve sevilen hissetmelerine vesile olur. Bu tür etkileşimler aile bağlarını pekiştirirken, çocuklarda empati, öz denetim ve duygusal farkındalık gelişimine de olumlu katkıda bulunur.

ZORBALIĞIN ÖNLENMESİ

 Şehirde büyüyen çocukların zorluklarla başa çıkma becerileri zayıfladığında, dış dünyaya karşı kendini ifade etme veya güç arayışı, okul ortamlarında zorbalık davranışları olarak ortaya çıkabilir. Özellikle şehirde büyüyen çocuklarda, yalnızlık hissi ve sosyal izolasyon riskinin daha yüksek olduğu göz önünde bulundurularak aile içi iletişime yatırım yapmak oldukça önemlidir. Örneğin; akşam yemeklerinin ailece birlikte yenmesi, yemek esnasında herkesin birbirine gününü anlatması, paylaşımda bulunması aile içi iletişimi destekleyecek önemli bir rutin olabilir. Çocukların kendilerini görülmüş ve duyulmuş hissedebileceği bu gibi anlar, ileride kendi kuracakları ailede de sürdürülebilecek ritüeller olarak hayatlarında yer almaya devam edecektir.

Kuşaklar arası iletişimin de oluşturulan ritüellerle desteklenmesi bu sürecin önemli bir parçasıdır. Anneanne, babaanne ve dedelerle kurulan bağ, çocuklara yalnızca sevginin değil; farklı hayat deneyimlerinin, sabır ve dayanıklılığın da aktarılmasına imkân sağlar. Bayram ziyaretleri ya da aile bireylerinin özel günlerinin geniş aile ile hep birlikte kutlanması gibi ritüeller ile büyükleriyle düzenli paylaşımlarda bulunmak, çocukların aidiyet ve saygı duygusunu pekiştirir.

Özetle iletişimin yalnızca konuşmak olmadığını; dinleyerek, anlamaya çalışarak, paylaşımda bulunarak ortak anılar oluşturmak olduğunu unutmamalıyız.

KAYNAKÇA

Ainsworth, M. D. S., & Bowlby, J. (1991). An ethological approach to personality development. American Psychologist, 46(4), 333–341.

Bandura, A. (1997). Self-efficacy: The exercise of control. W.H. Freeman and Company.

Fiese, B. H., Tomcho, T. J., Douglas, M., Josephs, K., Poltrock, S., & Deocampo, J. (2002). A review of 50 years of research on naturally occurring family routines and rituals: Cause for celebration? Journal of Family Psychology, 16(4), 381–390.

Siegel, D. J., & Payne Bryson, T. (2011). The Whole-Brain Child: 12 Revolutionary Strategies to Nurture Your Child’s Developing Mind. Delacorte Press.

Walsh, F. (2016). Strengthening Family Resilience (3rd ed.). The Guilford Press.