Toplum ve Yaşam
DNA’DAN GELECEĞE: AZİZ SANCAR’IN BİLİMSEL YOLCULUĞU
Bilim, sabır ve merakla örülmüş bir yolculuktur ve Aziz Sancar’ın yaşam öyküsü bu yolculuğun en ilham verici örneklerinden biridir. Bilimsel bilgi, onun sayesinde günlük yaşamın, sağlığın ve eğitimin bir parçası hâline gelmiş; araştırma kültürü toplumda değer kazanmıştır. Bu başarıda ailenin, öğretmenlerin ve mentörlerin katkısı büyük olmuştur. Atatürk’ün bilim ve eğitime verdiği değer ise Nobel yolculuğuna ışık olmuştur.
Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi
Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü
Aziz Sancar 8 Eylül 1946 yılında Mardin’e bağlı Savur ilçesinde, çiftçilikle uğraşan mütevazı bir ailenin sekiz çocuğundan yedincisi olarak dünyaya gelmiştir. Çocukluk yılları, babası ve kardeşleriyle birlikte ailelerinin geçim kaynağı olan bahçe ve çiftlik işlerine katkıda bulunarak geçmiştir. Akrabalarıyla iletişim ve etkileşiminin yüksek olduğu bu dönemi; çocukluğunun en güzel anıları olarak nitelendirir. İlk ve ortaokul eğitimini Savur’da tamamlamış, bu süreç boyunca sınıfının en başarılı öğrencisi olmuştur. Sancar, eğitim hayatının ilk yıllarında üzerinde derin iz bırakan dört kişinin; Mustafa Kemal Atatürk, annesi Meryem, babası Abdülgani ve en büyük abisi Kenan olduğunu ifade eder. Onlardan aldığı güçle ülkemizin tarihine duyduğu gururu pekiştiren ve başarıları konusunda kendisine güven aşılayan nitelikli bir eğitim alma fırsatı bulduğunu vurgular. Onuncu sınıfta tanıdığı mükemmel kimya öğretmeni, onda kimyager olma isteği uyandırmış ve lise eğitimini de Mardin’de birincilikle tamamlamıştır.
DNA İLE TANIŞMA: BİLİME İLK ADIM
Sancar, üniversite eğitimine Kasım 1963’te İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesinde başlamış ve eğitiminin ikinci yılında DNA’nın çift sarmal yapısını öğrenmiştir. Bu molekül, tıp hekimliğinden ziyade biyokimya alanında uzmanlaşma kararı almasına yol açarak kariyer yolculuğunun mihenk taşlarından biri olmuştur. Tıp eğitimini 1969 yılında birincilikle tamamlamıştır. Tıp diploması bulunanların temel bilimlerde uzmanlaşabilmeleri için en az iki yıllık pratik deneyime sahip olması gerektiği için mezuniyetinin ardından Haziran 1969’da hekimlik mesleğini icra etmek üzere Savur’a dönmüştür. Altı ay sonra evindeki bir odayı serbest klinik hâline getirerek, daha sonraki yıl ise çevredeki yerleşim alanlarında sağlık hizmeti sunmuştur. Bu süreçte, pek çok hastasının yaşamında karşılaştığı ilk doktor Sancar olmuştur.
Tıptaki deneyimi, bilimsel merakını daha da artırdığından yurt dışında biyokimya eğitimi alabilmek için hekimlik yaptığı dönemde çeşitli burslara başvurmuştur. Bu kararında en büyük motivasyon kaynağı, üniversite yıllarında dâhiliye hocası Prof. Dr. Muzaffer Aksoy’un yurt dışında eğitim alması için Sancar’ı cesaretlendirmesi olmuştur. Lisansüstü araştırmalarını sürdürebilmek için 1971 yılında Johns Hopkins Üniversitesine başlamış, ardından Dallas Teksas Üniversitesinde DNA tamiri konusunda öncü çalışmalarıyla tanınan Dr. S. Claude Rupert’ın laboratuvarına katılarak, bilimsel kariyerinin temelini oluşturan araştırmalara adım atmıştır.
SANCAR’IN BİLİMSEL BAŞARILARI
Sancar, danışmanı Dr. Rupert ile çalışmaya başladığında, UV ışınlarından zarar gören DNA’yı onaran fotoliyaz enzimini anlamayı amaçlamıştır. İlk hedefi bu enzimi üretemeyen bir mutant bakteri elde etmek olmuştur. Yaklaşık 11 ay süren yoğun çalışmaların ardından, mutant bakteriyi elde etmiş ve bulgularını yayımlamıştır. Sancar çalışmayı yürütürken edindiği deneyimlere atfen başarılı bir bilim insanı olabilmek için üç temel özelliğin; bilgiye dayalı üretim, sıkı çalışma ve başarısızlık karşısında direnmenin belirleyici olduğunu vurgular. Bu üç özellik, her Türk gencine kendi hayallerine ulaşmada ışık tutacak bir pusula görevi görür. Nitekim bu başarı pusulası Sancar’a, araştırma alanında özgüven aşılamış ve Dr. Rupert’a iyi bir araştırmacı olduğunu göstererek kendi araştırma hedeflerinin peşinden koşabilme özgürlüğünü elde etmesine vesile olmuştur.
Askerlik hizmetini tamamladıktan sonra ABD’ye dönen Sancar, araştırmalarını fotoliyazdan DNA onarımı üzerine kaydırarak çalışmalarına Yale Üniversitesinde devam etmiştir. Bu dönemde, bilime olan ilgisi kendisiyle aynı tutkuyu paylaşan Gwen Boles ile yollarını kesişmiş ve ikili evlenerek hem akademik hem de kişisel yaşamlarında birbirlerine güç veren bir ortaklık kurmuştur.
Sancar çifti, bilim yolculuklarına Chapel Hill’deki Kuzey Karolina Üniversitesinde devam etmiştir. Sancar’ın buradaki laboratuvarı, DNA onarımı, hücre dizilimi, biyolojik saat alanlarında uluslararası ölçekte öncü bir merkez hâline gelmiştir. Sancar, insandaki fotoliyaz benzeri genlerin memelilerde biyolojik saatin düzenlenmesinde işlevsel olduğunu kanıtlamıştır. Ayrıca, sirkadiyen ritmin hücrelerin yaşamsal mekanizmalarını da düzenlendiğini göstermiştir. Bu keşif, UV ışığına maruz kalan dokularda DNA onarım verimliliğinin ve kanser gelişim riskinin anlaşılması; sirkadyan ritme uygun kemoterapi uygulamaları gibi tedavi etkinliğini artırmayı ve yan etkileri azaltmayı hedefleyen yenilikçi tedavi stratejilerinin bilimsel temelini oluşturarak, kanser biyolojisinden nörobiyolojiye birçok araştırma alanında büyük yankı uyandırmıştır.
NOBEL’E GİDEN YOL VE CUMHURİYET’E ARMAĞAN
Prof. Dr. Aziz Sancar, DNA onarım mekanizmaları üzerine yaptığı öncü çalışmalarından ötürü Tomas Lindahl ve Paul Modrich ile İsveç Kraliyet Bilim Akademisi tarafından 2015 Nobel Kimya Ödülü’ne layık görülmüştür. Sancar, Nobel Ödülü’nü kazanmasının Atatürk’ün vizyonu ve Cumhuriyet’in sağladığı eğitim ortamı sayesinde mümkün olduğunu belirterek, ödülünü Anıtkabir’e armağan etmiştir. Anıtkabir’de yapılan törende, Atatürk’e ve Atatürk’ün silah arkadaşlarına, Türkiye Cumhuriyeti’ni kuranlara duyduğu minnettarlığı dile getirmiştir. Sancar’ın hayatı, yalnızca bilimsel başarıların değil, aynı zamanda aile, toplum ve büyük vizyonlara duyulan minnettarlığın önemini de gözler önüne sermektedir.
Sancar araştırmalarına, Chapel Hill Kuzey Karolina Üniversitesinde biyokimya ve biyofizik bölümünde devam etmektedir. Eşiyle birlikte kurduğu vakıf aracılığıyla özellikle gençlerin eğitim fırsatlarına erişimlerini destekleyen çalışmalar yapmaktadır. Ülkemizde adına yürütülen eğitim odaklı projeler ve burs programları gençlerin bilimsel merakını artırmakta ve ülkemizdeki bilimsel ekosistemin güçlendirilmesine katkılar sağlamaktadır. Gençlerin uluslararası laboratuvarlarda deneyim kazanmasını teşvik eden bu yaklaşım, Türkiye’de araştırma kültürünün gelişmesine ve bilimin günlük yaşam, eğitim ve toplumsal ilerleme üzerindeki etkisinin daha görünür hâle gelmesine katkı sağlıyor. Mütevazı bir köyden başlayıp Nobel Ödülü ile taçlanan kariyeri, merak ve azimle çalışan genç araştırmacılara ilham vermeye devam etmektedir.
KAYNAKÇA