Hayatın Yeniden Kurulduğu Şehir: Hatay

Şehre Dair

HAYATIN YENİDEN KURULDUĞU ŞEHİR: HATAY

Asi Nehri, Amanos Dağları, Amik Ovası ile; binlerce yıl farklı medeniyet ve kültürlere ev sahipliği yapan tarihiyle; Helenistik ve Roma Dönemleri’nde dünyanın sayılı uygarlık merkezlerinden biri olan konumuyla; bir arada saygı ve hoşgörüyle yaşayan etnik yapısıyla; birbirinden lezzetli yemek ve tatlılarıyla Hatay’dayız.

ŞİRİN İNCİ

2023 yılında Kahramanmaraş merkezli iki depremde 11 ilde ağır yıkımlar yaşandı. Binlerce insan vefat etti, milyonlarca hayat değişti. Tarihî ve doğal birçok güzelliğe sahip Hatay’da da birçok şey değişti.

Geçmişi milattan önceye dayanan, farklı semavi dinlerin birlikte var olduğu Hatay, topraklarında yeşeren ağaçlar gibi güçlenmek için mücadeleye devam ediyor.

Portakal, zeytin, limon ağaçlarının güzelliğiyle, insanlarının güler yüzlü misafirperverliğiyle…

01
02
03
01
02
03
previous arrow
next arrow

İLK KURŞUN MÜZESİ VE ATATÜRK EVİ

Hatay’ın Cumhuriyet Dönemi’ne tanıklık eden eserlerin sergilendiği ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Hatay’a
geldiğinde kaldığı Dörtyol’daki İlk Kurşun Müzesi ve Atatürk Evi’ndeyiz.

Girişin ücretsiz olduğu üç katlı müzenin bahçesi temizliği ve yeşilliğiyle dikkat çekici. Hem kültürel hem
dinlenme yeri olarak ziyaret edilen butik müzede balmumundan yapılan Mustafa Kemal Atatürk, Selim Çavuş,
Hacı Emin Hoca, Mustafa Deliağa, Çifte Tabancalı Müftü, Mehmet Kara, Kara Hasan Paşa’nın heykelleri yüz
hatlarıyla çok gerçekçi duruyor.

19 Aralık 1918’de Hatay’ın Dörtyol ilçesinde Kara Mehmet Çavuş tarafından Fransızlara karşı atılan ilk kurşun,
Türk milletinin bağımsızlık ve hürriyet aşkının ateşlendiği önemli bir dönüm noktası olarak İlk Kurşun
Müzesi’nde ziyaretçilerine hatırlatılıyor.

04
05
06
07
04
05
06
07
previous arrow
next arrow

HRİSTİYAN ADININ KULLANILDIĞI İLK YER: SAİNT PİERRE KİLİSESİ ANIT MÜZESİ

Güneşin kendini belli ettiği sabah saatlerinde müzeye ulaşıyoruz. Müze, bir mağaradan inşa edildiği ve yüksekte
olduğu için oldukça soğuk ancak hemen ardımızdan gelen Koreli bir kafilenin fotoğraf çekimi sırasında
gösterdikleri sempatik tavırlar havanın soğukluğunu kırıyor.

2011 yılında UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne eklenen Saint Pierre Kilisesi, Hz. İsa’nın 12 havarisinden biri olan
St. Pierre tarafından Habib-i Neccar Dağı oyularak inşa edilir. Doğal bir mağaradan kiliseye dönüştürülen ve
“dünyanın ilk mağara kilisesi” kabul edilen Saint Pierre, ilk dini toplantıların yapılıp Hristiyanlık dininin yayılmaya
çalışıldığı, Hz. İsa’nın dinine inanan topluluğun kendilerine “Hristiyan” adını ilk kez burada dile getirdikleri ve
Hristiyanlığın Katolik, Ortodoks ve Protestanlık mezheplerine ayrılmadan önceki ilk kilisesi olarak biliniyor.

Kilisenin üzerinde bulunan küçük kayalardan çıkan sular kilisenin içindeki bir havuzda toplanarak vaftiz suyu için
kullanılıyormuş. Roma Devleti’nin Hristiyanlığı resmî din olarak kabul etmesiyle mağara, gotik tarzda bir kiliseye
dönüştürülmüş ancak doğal afetler nedeniyle zamanla kayalardan gelen su azalmış.

1963 yılında Papa VI. Paul tarafından “Hac yeri” ilan edilen kilisede her yıl 29 Haziran’da Katolik kilisesi tarafından
ayin düzenlenirken bu ayine Vatikan’dan temsilcilerin yanı sıra dünyanın dört bir yanından Hristiyanlar da katılıyor.

Kiliseye girildiğinde mağaranın tabanında camla korunmaya alınmış şekilde mozaik kalıntılar yer alıyor. Diğer
yandan kilisede bir altar, niş içinde St. Pierre’in küçük mermer heykeli, kutsal sayılan su ve olası bir baskına karşı
oradan hızla ayrılmalarına yarayan bir tünel bulunuyor.

Kültür ve Turizm Bakanlığı ve İl Özel İdaresinin girişimleriyle yapılan restorasyon ve çevre düzenleme çalışmalarıyla
kilise, Kahramanmaraş merkezli depremden etkilenmemiş.

08
09
10
08
09
10
previous arrow
next arrow

HATAY’IN ÇAĞLAYANLAR BÖLGESİ: HARBİYE (DAPHNE) ŞELALESİ

Antik Çağ’daki isimleri Katsalia, Pallas ve Saramanna olan kaynaklardan Hatay’a su getirilen ve Daphne adıyla
bilinen çağlayanlarıyla ünlü yerdeyiz.

Günümüze ulaşamasa da Helenistik Dönem ve Roma Dönem’ine ait çok sayıda köşkleri, tapınakları ve eğlence
yerleriyle ünlü bir sayfiye yeri olan Harbiye’de karşı karşıya sıra sıra dizilen hediyelik eşya satıcılarının arasında
yürüyoruz.

Kayalardan irili ufaklı dökülen su sesleri içinde kuş sesleri birbirine karışıyor. Akan suyun içinde yüzen balıklar,
gezinen ördek ve kazlar, restoran ve kafeler ile Harbiye Şelalesi dinginleştiren etkisiyle bizlere huzur veriyor.

11
12
13
11
12
13
previous arrow
next arrow

TİTUS TÜNELİ VE BEŞİKLİ MAĞARA

Samandağ’da bulunan, tümüyle dağ içine oyulan Titus Tüneli, uzunluğu ve yüksekliği ile etkileyici bir yapı. Roma
İmparatoru Vespasianus tarafından sel ve taşkınlardan korunmak amacıyla yapımına başlanan kanalda sayıları bine
yakın yüzlerce köle kayalık arazide kayaları yararak çalışmış. Ancak İmparator Vespasianus tünelin tamamlandığını
göremeden vefat etmiş. Oğlu Titus, babasının hayalini yaklaşık on sene sonra gerçekleştirmiş.

Günümüzde tünelin üzerinde blok taşlardan yapılmış, bugün de kullanılabilir durumda olan tek kemerli bir Roma
köprüsü bulunuyor. Tünelin sonunda bir de kitabe var.

14
15
16
14
15
16
previous arrow
next arrow

BEŞİKLİ MAĞARA VE KAYA MEZARLARI

Titus Tüneli’nden çıkıp yürüyüş yolunda olan Beşikli Mağara’ya gidiyoruz. Yol üzerinde yöre halkı turunç-incir reçeli,
defne sabunu, kekik gibi bölgeye has ürünler satıyor. Dalından koparılıp sıkılan portakal suyu ise çok lezzetli.

Geniş bir alana yayılan mezarlar yüksek ve kayalık yamaçlara oyulmuş. Aralarında en çok ilgi çeken kaya mezarı,
görünüşü itibarıyla beşiğe benzediği için halk tarafından “Beşikli Mağara” olarak adlandırılmış. Mağaranın içinde 12
mezar bulunuyor. Mezar odasının içinde yan yana ve aynı boyutlarda işlenerek biçimlendirilmiş iki adet sandukalı
mezar var.

17
18
19
20
21
17
18
19
20
21
previous arrow
next arrow

ZAMANA MEYDAN OKUYAN PAYAS KALESİ

“… Deniz kıyısında dörtgen biçiminde taştan yapılma bir kaledir. Sekiz tane sağlam kulesi ve her kulede irili ufaklı
toplar vardır. En yüksek burcunda ise balyemez toplar olup limanı korur. Burası Haleb´in iskelesi olmakla serhat
gibidir. Kalenin duvarı iki kat olup, burç ve kaleleri pek sağlamdır. Doğuya bakan yakada ikişer kat demir kapıları
hendek üzerinde ağaçtan bir köprüsü vardır. Kale içinde 300 kadar ev, dizdar ve 70 kadar kale neferi bulunur. Kale
çepeçevre 800 germe adımdır.”

17. yüzyılda Payas’ı gören Evliya Çelebi’nin izlenimleridir bunlar.

Namık Kemal’in Kıbrıs’a sürgüne gönderilmeden önce zindanında tutulduğu Payas Kalesi, tarih boyunca birçok
önemli olaya tanıklık etmiş. Haçlı seferleri sırasında Cenevizliler tarafından yapılan kale, yıllar içinde tahribata
uğramış. Osmanlı hâkimiyetine geçtiğinde planına sadık kalınarak eklemelerle yeniden yapılmış ve önemli bir askerî
üs olarak kullanılmış.

HUZUR DOLU İLÇE: ARSUZ

Rhosus, Rhopolis, Port Panel, Kabev ve Arsous gibi isimler verilen Arsuz’un bilinen yerleşim tarihi Seleukoslarla
başlamış. Makedonya Kralı Büyük İskender’in generallerinden Selevkos, Büyük İskender’in ölümünden sonra
Seleukoslar Dönemi’yle M.Ö. 300 yılında Rhosus (Arsuz)’un temelini atmış. Sonrasında Romalıların, Arapların,
Bizanslıların, Memlüklerin ve Osmanlıların hâkimiyetine geçen Arsuz, birçok medeniyetin izlerini taşıyor.

Luwi dilinde “akan akarsu” anlamına gelen Arsuz, portakal ağaçlarının içindeki sokakları, restoran ve kafelerin olduğu
caddesi ile huzur verici. Merkezindeki sıra sıra dizilen kayıkları, köprüsü, upuzun sahili ile Hatay’ın görülmesi gereken
yerlerinden biri.

HEYBETİYLE MUSA AĞACI VE ŞİFASIYLA AB-I HAYAT ÇEŞMESİ

Hem doğal güzelliği hem dilden dile yayılan rivayetleriyle Hatay’a gelenlerin uğrak noktalarından biri olan Musa
Ağacı ve Ab-ı Hayat Çeşmesi, Samandağ’ın Hıdırbey köyünde yer alıyor. Ağacın depremden etkilenmediğini söyleyen
esnaf, güler yüzlü misafirperverlikleriyle ağaç ile çeşmenin rivayetinden bahsediyor:

Rivayete göre, Samandağ Sahili’nde buluşan Hz. Hızır ile Hz. Musa birlikte dağa çıkıp bu ağacın bulunduğu yere
gelmiş. Susamışlar. Hz. Musa elindeki asayı toprağa saplamış, topraktan su çıktığında eğilip su içmiş. Ab-ı Hayat
Çeşmesi böyle oluşurken susuzluğunu gideren Hz. Musa, asasını sapladığı yere baktığında asasının yeşerip fidana
dönüştüğünü görmüş. İşte ismini aldığı ağaç da o günden bugüne tüm heybetiyle ziyaretçilerini karşılamaya,
çeşmesinden de su içirmeye devam etmiş.

Hz. Musa’nın toprağa diktiği asasının ölümsüzlük suyu sayesinde yeşermesiyle büyüdüğüne ve bugünkü hâlini
aldığına inanan halk, Musa Ağacı’nı kutsal addediyor. Ağacın çevresinde dua edenleri, dilekte bulunanları ve ağacın
kovuğuna sakız yapıştıranları görmek mümkün.

Ağacın yaşı hakkında kesinlik taşıyan bir bilgi bulunmuyor ama yöre halkı 3000 yıllık olduğunu söylüyor. Bir tür çınar
ağacı olan Musa Ağacı, Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu Başkanlığı tarafından koruma altına
alınmış ve 1981 yılında anıt ağaç olarak tescillenmiş.

Ağaç ve çeşmenin hemen yanında gözlemeleriyle ünlenen restoranlar bulunuyor. Ayrıca yine meydanda organik köy
ürünleri satılan küçük de bir pazar var.

VAKIFLI KÖY MERYEM ANA ERMENİ KİLİSESİ

Türkiye’nin bütün nüfusu Ermenilerden oluşan tek köyü olan Vakıflı köyü, Hıdırbey köyünün yol güzergâhı
devamında yer alıyor. Her yıl ağustos ayının ikinci pazar günü kutlanan ve Hristiyanlarca kutsal kabul edilen Meryem
Ana Yortusu hem dinsel bir şölen hem de din ve mezhepleri bir araya getiren bir ritüel olarak gelenekleri yüzlerce
yıldır bozulmayan Vakıflı köyünde devam ediyor.

25
26
25
26
previous arrow
next arrow

HZ. MUSA İLE HZ. HIZIR’IN BULUŞTUĞU NOKTA: HZ. HIZIR TÜRBESİ

Her zaman imdada yetişen ve zora düşenleri kurtaran anlamına gelen Hızır, kulaktan kulağa yayılan hem dinsel hem
de mitolojik biri olarak tarih içinde yerini almış. Samandağ merkezde en çok ziyaret edilen inanç merkezlerinden biri
olan bu türbe, Müslümanlara göre Hz. Hızır’la Hz. Musa’nın buluştukları yer, Hristiyanlara göre ise Mar Circus (St. Corc)
diye biliniyor. Bu nedenle her inançtan gelenlerin ziyaret edip dua ettikleri ve adak adadıkları kutsal bir yer.

Araçların türbenin çevresinde 3 tur attığı, kapısında ve içeride bahur otlarının devamlı yakıldığı türbenin tam
ortasında kocaman beyaz bir kaya parçası bulunuyor. Bu kayanın Hz. Musa ile Hz. Hızır’ın buluştuğu nokta olan
“Mecma’ül-Bahreyn” olduğuna inanılıyor.

HATAY / ANTAKYA USULÜ HUMUS

Lezzetli baharatları, zeytinyağlıları, tatlılarıyla Hatay denildiğinde akla ilk gelenlerden biri de mutfağı. Bizler de
rotamızı İskenderun’da babadan oğula geçen, lezzetiyle dilden dile yayılan küçük bir dükkâna çeviriyor ve humus
tatmaya gidiyoruz. Sıcak yağlı humus, yumurtalı humus, zeytinyağlı humus ve humus paçası menüsüyle bölge
halkına hizmet veren mütevazı bir işletme karşılıyor bizi ve ustasından sıcak zeytinyağlı humus istiyoruz. Yanında
pide, turşu ve acı biberin geldiği bu lezzetin tadı gerçekten çok güzel. Ustası gibi yapabilir miyiz bilemiyorum ama
zeytinyağlı humusun tarifi şöyle:

Haşlanan nohutlara yarım çay bardağı su eklenerek yaklaşık 1 dakika kaynatılıyor. Ardından nohutlar bir kabın
içerisine alınıyor ve içine kendi suyundan yarım çay bardağı eklenip doğrayıcı robottan geçiriliyor. İyice ezilen
nohutlar soğutulduktan sonra tekrar başka bir kabın içerisine alınıyor, sarımsaklar rendelenip içine katılırken üzerine
de tahin, tuz, kimyon ve limon suyu ekleniyor. Servis tabağına alınan humus karışımına dilerseniz soğuk zeytinyağı,
dilerseniz tavada pul biberi ile yaktığınız sıcak zeytinyağını gezdirebilir; isteğe göre maydanoz, siyah ya da yeşil zeytin
de ilave edebilirsiniz.

Afiyet olsun.