Mistik Atmosferiyle Eski Çağlar Şehri Şanlıurfa

Şehre Dair

MİSTİK ATMOSFERİYLE ESKİ ÇAĞLAR ŞEHRİ ŞANLIURFA

Yaklaşık on iki bin yıllık bir geçmişi topraklarında barındıran, insanlık tarihi hakkında önemli bilgiler veren yerleşim alanlarının bulunduğu, dünyanın en eski üniversitesinin yer aldığı, birçok devletin kültürel gelişimine ev sahipliği yapan, tek tanrılı dinler ile çok tanrılı dinlerin efsaneleriyle dilden dile yayılan, Kurtuluş Savaşı sırasında gösterilen başarıyı mühürlemek için 1984 yılında “Şanlı” ünvanı alan Şanlıurfa’dayız.

ŞİRİN İNCİ

Tamamlanmamış olmasına rağmen Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) içerisinde ilk ve en önemli pilot bölge olan Harran Ovaları; yol boyunca kar tanelerine benzettiğim sıra sıra uzanan pamuk tarlaları ve pamuk işçileri; arkeolojik kazılarla dünyaya adını duyuran ünlü şehrin yerli ve yabancı misafirleri; acısıyla isot baharatı, sıra geceleri, çiğ köftesi, zeytin ağaçları…

“….Ayıldım hülyadan bülbül sesiyle /Ayın doğmasıyla, suyun aksiyle /Urfa, destan yurdu, bu eski belde /Nice efsaneler yaşar dilinde.”

Ahmet Kutsi Tecer “İbrahim” adlı uzun şiiriyle Urfa’nın mistik yönüne değinirken bizler de köklü geçmişe dayanan Şanlıurfa’nın gizemlerle dolu tarihi ve hikâyeleriyle sarıp sarmalanıyoruz.

ATEŞİN SUYA, ODUNLARIN BALIĞA DÖNÜŞTÜĞÜ YER: BALIKLIGÖL

Hz. İbrahim, Kral Nemrut ve kızı Zeliha…

Hz. İbrahim’in putperestliğe karşı mücadelesine sinirlenen Kral Nemrut, İbrahim’in yakalanması için emir verir. İbrahim yakalanır. Büyük bir ateş yaktırılarak mancınıkla ateşin içine atılacağı sırada Allah tarafından ateşe “Ey ateş, İbrahim’e karşı serin ve selamet ol” emri verilmesi üzerine ateş suya, odunlar da balığa dönüşür: Halil Ür Rahman Gölü.

Zeliha, İbrahim’e âşıktır ancak babası bu aşka da İbrahim’in düşüncelerine de karşıdır. Kral Nemrut’un zalimliği sonrasında kızı Zeliha’nın İbrahim’in ardından döktüğü gözyaşları göle dönüşür: Ayn Zeliha Gölü.

150 metre uzunluğunda 30 metre genişliğindeki iki göllü Urfa’nın sembolü Balıklıgöl’de balıklar ve göller bu efsaneler nedeniyle kutsal addediliyor.

Sabah ayrı akşam ayrı güzellikteki Balıklıgöl, neredeyse her saat kalabalık.

ÇOK SAYIDA ZİYARETÇİ AĞIRLAYAN HALİL ÜR RAHMAN CAMİİ

Bizans döneminde Hz. Meryem için inşa edilip Meryem Ana Kilisesi adıyla kayıtlara geçen bu kilise, Abbasi Halifesi Me’mun döneminde camiye dönüştürülmüş. Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sinde “İbrahim Halil Tekkesi” olarak bahsedilen cami, halk arasında “Döşeme Camii” ya da “Makam Camii” olarak da biliniyor. Kanuni Sultan Süleyman döneminde onarılan cami, Balıklı Göl ile yan yana olan konumu ile ziyaretçilerin ilgi gösterdiği tarihi yapılardan biri. Cami girişi yanındaki mezarlıkta çok sayıda kişiyi dua ederken görebilir, cami çıkışında yem alıp dua sonrasında balıklara yem atarken dilek dileyebilirsiniz.

GÖLE BAKAN RIZVANİYE CAMİİ VE MEDRESESİ

Rızvaniye, Halil Ür Rahman Camii gibi Bizans döneminden kalma bir kilise. St. Aziz Thomas Kilisesi yerine inşa edilen caminin geniş avlusunda medrese yer alıyor. İnşa kitabesine göre Osmanlı döneminde Rakka Valisi Rızvan Ahmet Paşa tarafından 1736 yılında yaptırılmış. 1992-1993 yılında ise Medrese, Rızvaniye Camii ile birlikte Şanlıurfa İli Kültür Eğitim Sanat ve Araştırma Vakfı (ŞURKAV) tarafından restore ettirilmiş. Medresenin etrafı hem temizliği hem bakımlı kedileri ile dikkat çekici. Kedileri severken temizlik görevlisiyle sohbetimizden öğrendiğim kadarıyla esnaf her öğlen medrese bahçesine kediler için ciğer gönderiyormuş; ne güzel bir paylaşım bu, çok hoşuma gitti.

05
06
05
06
previous arrow
next arrow

İBRAHİM HALİLULLAH MAKAMI: MEVLİD-İ HALİL CAMİİ VE MAĞARASI

Rivayete göre Kral Nemrut, henüz Hz. İbrahim doğmadan önce bir rüya görür. Rüyasından etkilenen ve sonrasında gördüklerini müneccimlerine anlatan Kral Nemrut’a müneccimler “Bu yıl doğacak bir erkek çocuk senin saltanatına son verecek!” demesi üzerine Nemrut, o yıl doğacak tüm erkek bebeklerin öldürülmesini emreder. Hamile olan ve doğumu yaklaşan İbrahim’in annesi bu emir üzerine bebeğinin hayatından endişe ettiği için mağarada saklanır. Bir erkek çocuk dünyaya getiren İbrahim’in annesi bu mağarada 7 yıl geçirir.

Hz. İbrahim’in doğduğuna inanılan mağaranın kadın ve erkek için iki ayrı bölümü bulunuyor. Cami ve mağara avlusunda ise güvercinler kanat çırparken insan huzurla doluyor. Hikâyelerle dolu olan bu şehirde aklıma o sıra Antik Çağ’da güvercinlerin günahsız insanların ruhunu taşıyan hayvanlar oldukları geldi. Kim bilir… Birçok insan Hz. İbrahim adına dua etmek için mağaraya girerken gözüm birkaç kişinin güvercinleri beslemesine takıldı. Güzel hislerle doldum.

07
PHOTO-2024-12-10-13-37-33
09
07
PHOTO-2024-12-10-13-37-33
09
previous arrow
next arrow

İNSANLIK TARİHİNİN KEŞFİ: GÖBEKLİTEPE

2005 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından 1. Derece Arkeolojik Sit Alanı ilan edilen ve 2011’de UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’nde yer alan Göbeklitepe, 2018’de Bahreyn’de toplanan komitenin kararıyla UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’ne girer. 2019 yılında dünyada “Göbeklitepe Yılı” ilan edilmesi, ardından bölgede çekilen filmler ile ilgi odağı haline gelen ören yeri, yaklaşık 12 bin yıl yaşında. “Tarihin sıfır noktası” ya da “tarihin akışını değiştiren yer” diye de tanımlanan Göbeklitepe, erken Neolitik döneme ait yaşam hakkında insanlık tarihi için önemli bilgiler barındırıyor.

Göbeklitepe’nin bir yerleşim alanı mı yoksa ibadet için bir tapınak mı olduğu hâlâ kesinleşmese de ortaya çıkışı en az geçmişi kadar etkili.

İstanbul Üniversitesi ile Chicago Üniversitesi ortaklığında kurulan ekip, 1963 yılında Göbeklitepe bölgesinde bir yüzey çalışması yapmış ama devam edilmemiş. 1980’li yıllarda arazi sahibi çiftçi tarlasını sürerken bir oymalı taş bulmuş. 50 kilo ağırlığındaki bu taşı at arabasıyla müzeye götürmüş ancak dikkate alınmamış. Sadece normal bir buluntu gibi sergilenmesi için Urfa Müzesi’ne gönderilmiş. 1990’lı yıllarda Şanlıurfa’ya gelen Alman arkeolog Klaus Schmidt müzede taşı görünce çiftçinin arazisine gidip çalışmalara başlamış ve 1994 yılından sonra yapılan kazılarla resmi olarak keşfedilmiş.

T biçimindeki sütunların ağırlığının 40 ila 60 ton arasında değiştiği, şu ana kadar 6 yapı çıkarılan, sütunların üzerine boğa, yılan ve ördek gibi hayvan kabartmalarının işlendiği Göbeklitepe’yi ziyaret etmek için müzekart yeterli. Girişin ardından isterseniz yürüyerek isterseniz servislerle çıkabildiğiniz ören yerini ziyaret ettikten sonra zeytin ağaçları içinde sakin bir yürüyüş yapabilir, kafelerde oturabilirsiniz.

10
11
10
11
previous arrow
next arrow

TAŞ TEPELER PROJESİ VE KARAHANTEPE

1997 yılında Prof. Dr. Bahattin Çelik tarafından keşfedilen, 2019 yılından bu yana İstanbul Üniversitesi Tarih Öncesi Arkeolojisi Anabilim Dalı tarafından yürütülen Karahantepe’de başlayan kazı çalışmalarında insan figürleri daha çok ön plana çıkarken buluntular insanın serüvenini ortaya koyuyor.

Neolitik döneme ait “T” biçiminde 250’nin üzerinde dikilitaşın bulunduğu Karahantepe, Taş Tepeler Projesi kapsamı içinde yer alıyor ve bölgede 10 noktada kazı çalışmaları sürüyor. Çokuluslu ekipler tarafından aynı bölgede ve eşzamanlı yürütülen çalışmalarla yerleşik hayatın başlangıcı ele alınıyor.

12
13
12
13
previous arrow
next arrow

BİRÇOK YERLEŞİM BÖLGESİ, HÖYÜK VE ÖREN YERİYLE ÇEVRİLİ ŞANLIURFA ARKEOLOJİ MÜZESİ

1990’lı yıllarda Balıklıgöl kazı alanı civarında Balıklıgöl Heykeli ya da Urfa Adamı ismiyle bilinen dünyanın ilk gerçek boyutlu insan heykelinin bulunduğu Türkiye’nin en büyük müzesindeyiz.

Temelleri 1965 yılında atılıp 4 yılda tamamlanan ve 2015 yılında üç katlı ve 29 bin metrekarelik kapalı alan ile yeni müze binasına taşınan Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi’nde 14 adet ana sergi salonu ve 33 adet canlandırma alanı bulunmasıyla dünyanın da sayılı müzeleri arasında yer alıyor.

Göbeklitepe kazı buluntuları, Nevali Çori Tapınağı, Kalkolitik, Tunç, Demir, Helenistik, Roma, Bizans ve İslam dönemlerine ait buluntuların yer aldığı müzede her dönem özenle sergileniyor.

Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi’nde dilerseniz kulaklık alıp sesli anlatım ile çağlar arasında yolculuk yapabilir, bölmelerdeki yerlerde oturabilir, kendinize ya da sevdiklerinize bir hatıra olarak müzeden hediye alabilirsiniz.

ŞU FIRAT’IN SUYU AKAR SERİNDİR: HALFETİ

Yok olma tehlikesinde olan ve sadece ilkbahar ile sonbahar mevsiminde çok az sayıda açan siyah gülleriyle ünlü Halfeti’deyiz. Cittaslow Uluslararası Koordinasyon Komitesi’nin 2013 yılında “sakin şehir” ağına dahil ettiği Halfeti’ye teknelerle gidiliyor. Birecik Barajı suları altında kalan Halfeti’ye giderken Fırat, Fırat’ı konu edinen türküler dilimde. Ulu Camii minaresinin bir sembol haline geldiği Savaşan köyünde taş evler bomboş. Bu görünümüyle insan hüzünlenmeden edemiyor. Tekneden yükselen oyun havaları sesiyle Halfeti’nin hissettirdikleri tezatlık oluştururken siyah gülleri de görememenin hüznüyle dönüyoruz.

SİT ALANI İÇİNDEKİ HARRAN KÜMBET EVLERİ

1979 yılında arkeolojik ve kentsel sit alanı olarak tescil edilen Harran kümbet evleri, Harran Ovası merkezinde yer alıyor ve tıpkı külaha benziyor. Çocukların arabaları görür görmez koşturdukları geniş ovada keçiler de sere serpe dolaşırken biz de sonbahar mevsiminde yaz gününü yaşıyoruz.

Özel mülk olan ve kimisinin girişinin ücretlendirildiği kümbet evlerin avlusu turistler için kafe görünümünde süslenmiş. Rehber, evlerin yapımında kullanılan harçta gül yağı, saman, pişmiş toprak ve yumurta akı olduğunu; içeriden ve dışarıdan balçıkla sıvanması sayesinde bugünlere kadar geldiğini; yazları serin, kışları sıcak olan gezdiğimiz evin “trullo” denilen üst üste bindirme yöntemi ile inşa edildiğini anlatıyor.  

DÜNYANIN EN ESKİ ÜNİVERSİTESİ: HARRAN MEDRESESİ

Harran Ovası, binlerce yıl öncesine dayanan tarihi geçmişi ile Batı ve Doğu ülkeleri arasında ticareti ve kültürel alışverişi sağlayan bir konumda. UNESCO Dünya Miras Geçici Listesi’nde bulunan Harran Ören Yeri’nde 12. yüzyıla ait medrese kalıntıları ortaya çıkarıldı.

Yaklaşık 8 asırlık olduğu düşünülen Harran Medresesi’nin temellerinin Asur ve Babil dönemlerinde atıldığı düşünülüyor ama kuruluşu hakkında henüz yeterli bilgi bulunmuyor.

Anıtsal kapısı, avlusu, odaları, eyvanı, mescidi ve havuzu gibi birçok alanın gün yüzüne çıkarıldığı tarihi medreseye Harran’a yolu düşenler uğramalı.

TARİHİ ŞANLIURFA ÇARŞILARI

Renk renk kumaşlar, kokularıyla insanı çeken baharatlar, çekiç ve tokmak seslerinin birbirine karıştığı, esnafın sabah duasıyla kepenklerini açtığı tarihi Şanlıurfa çarşısındayız. Çarşı, merkezi bir yerde ve oldukça kalabalık. Kanuni Sultan Süleyman zamanında Urfa Valisi Behram Paşa tarafından yaptırılan, yöresel giysi ve aksesuarların satıldığı Şanlıurfa Bedesteni; halı, kilim, keçe gibi yöresel ürünlerin bulunduğu Halıcılar Çarşısı; zanaatlarını yaşatmak için dükkânlarını açmaya devam eden bakırcıların olduğu Bakırcılar Çarşısı; hem yemek yenilebilen hem de içecek içilebilen mütevazı mekânların yer aldığı, sağlı sollu iki sıra halinde uzayan dükkânlar arasında geziyoruz. Gezintimiz sırasında çarşıdan alışveriş yapmamak mümkün değil. Çarşının hayat dolu atmosferine karşı menengiç kahvemizi yudumluyor, şehrin canlılığıyla dolup taşıyoruz.

KUYRUKLAR OLUŞTURAN LEZZET: URFA USULÜ PATLICAN KEBABI

Bu kebabın Urfalılar için belli bir öğünü yok. Kahvaltıda da akşam yemeğinde de sofralarında sıkça görülen patlıcan kebabı, Urfa’nın sokaklarında gezinirken en çok kokusunu yayan lezzetlerden biri. Tabii Urfa’nın baharatlarının da bu kokunun yayılmasına çok katkısı var.

Bu lezzetli yemeği yapmak için doğru malzemeleri kullanmak ve doğru pişirme tekniklerini bilmek gerekiyor.

Öncelikle malzemeleri sıralayalım: İçi için; orta yağlı taze çekilmiş kuzu kıyması, sıvı yağ, tuz, karabiber ile kırmızıbiber birbirine eklenip yoğuruluyor. Patlıcanlar 4-5 cm kalınlığında dilimleniyor. Yuvarlak tepside iri dilimlenmiş domatesler patlıcanların ortasına konuluyor. Acı, isteğe göre ayarlanıp biberler de bu tercihe göre ayarlanıyor ve kebap pişmeye bırakılıyor.

Kebap ustalarının söylediğine göre patlıcan kebabının püf noktası, patlıcanların doğru kalınlıkta kesilmesi, seçilen etin orta yağlı kuzu kıyması olması ve patlıcanların suyunu çektiği için, pişirme sırasında dengeli şekilde su eklenmesi.

Afiyet olsun…