Tüm Dünyanın Buluştuğu Nokta Olimpiyat Oyunları

Toplum ve Yaşam

TÜM DÜNYANIN BULUŞTUĞU NOKTA OLİMPİYAT OYUNLARI

Olimpiyat oyunları ile tanıştığım çocukluk yıllarım… Daha önce, okuldan sonra ödevler hızlıca bitirilir ve bütün aile radyo başına geçilirdi. Benim ise daha o yıllarda yüreğim spor aşkıyla çarpardı. Eve ilk girdiği andan itibaren televizyon çok büyüleyici gelmişti bütün aileye. Ama beni asıl heyecanlandıran şey, olimpiyat oyunlarını izleyebilme ihtimaliydi.

Süleyman ARAT
Araştırmacı, Yazar

1972 YAZ OLİMPİYATLARI’NIN HEYECANI 

Gazetede okumuştum, ağustos ayında Batı Almanya’nın Münih şehrinde 1972 Olimpiyatları başlayacak ve TRT’den canlı olarak yayınlanacaktı. Olimpiyatları doya doya seyredebilmek için heyecanla bekliyordum. Sonunda ağustos ayı geldi çattı, Güneş Tecelli, Güngör Sayarı, Arman Talay, Halit Kıvanç anlatıyor, sabahlara kadar bu spor şölenini izliyordum.

Yedi altın madalyalı Mark Spitz havuzda balık gibi yüzüyor, uçan kız Ulrike Meyfarth atletizmde madalyaları topluyor, Teofilo Stevenson ringde vurduğunu deviriyor, hele Olga Korbut‘un asimetrik paralel ve denge hareketlerini ağzım açık izliyordum. Güreşçimiz Vehbi Akdağ’ın final maçını seyrederken “Haydi bastır!” diye bağırışım mahallede çınlamıştı. O sporcuların hepsi benim kalbimdeki olimpiyat meşalesini yakmıştı.

Olimpiyatlar beni daha da çok spor sevdalısı yapmış; futbolun yanına boks, jimnastik, atletizm, yüzme ve güreşi eklemiştim. O aşkla; elime geçen her spor kitabını okumaya, ansiklopediler karıştırmaya, gazetelerin, dergilerin spor sayfalarındaki tüm yazıları satır satır okumaya başladım. Televizyonda spor programlarının daimi izleyicisi oldum ve her bilgiyi aklıma depoladım.

EN BÜYÜK VE EN KÖKLÜ ORGANİZASYON

MÖ. 776 ile MÖ. 396 yılları arasında düzenlenen Antik Olimpiyat Oyunları’nın tekrarlanması düşüncesi, 1894 yılında Sorbonne’da Baron Pierre de Coubertin’in öncülük etmesiyle ortaya çıktı. I. Dünya Savaşı’nın yaşandığı 1916 yılında ve dünyayı kasıp kavuran II. Dünya Savaşı nedeniyle 1940 ve 1944 yılları arasında olimpiyat oyunları gerçekleşmedi. Son olarak 2020 yılında pandemi sebebiyle yapılmayan olimpiyat oyunları 2021’e ertelendi ve seyircisiz olarak yapıldı. Bu zaman dilimleri dışında modern olimpiyat oyunlarının meşalesi hiç sönmedi.

ALTIN MADALYA HAYALİ

Dünyanın beş kıtasında yaşayan ve hayatını yaptıkları branşa adayan elit sporcuların hepsi, yeryüzündeki tüm ülke bayraklarında bulunan renklerle tasarlanan ve beş kıtayı temsil eden mavi, sarı, siyah, yeşil, kırmızı halkaların olduğu altın madalyayı boynuna takabilmek uğruna, yüzyıllar boyu çalışıp ter döktüler. Altın madalya, rekor kırıp adını tarihe yazdırabilme hayaliyle olimpiyatların düzenlendiği şehre gelen sporcuların kimi sevinç, kimi hüzün gözyaşlarıyla noktaladı spor şölenini. Onlarla birlikte beş kıtada yaşayan sekiz milyar insan da kâh bayram etti kâh üzüldü. Altına ulaşamayanlar ise hayallerini dört sene sonraya erteleyip çok daha hırsla çalıştılar.

DAHA HIZLI, DAHA YÜKSEK, DAHA GÜÇLÜ…

Modern olimpiyat oyunlarının kurucusu Baron Pierre de Coubertin; bu kazanma ruhunu şu üç kelimeyle özetlemişti: Citius, Altius, Fortius… Yani; daha hızlı, daha yüksek, daha güçlü…

Bu üç kelime tüm sporcuların kalplerine olimpiyat ruhunu, başarmayı, zirveye çıkmayı, altın madalya hayalini, rekorların hazzını ve de asla vazgeçmemeyi üflemiştir.

Uluslararası Olimpiyat Komitesi, 1994 yılında toplanıp 100 yıllık olimpiyat tarihinde üç büyük sporcuyu tarihe altın harflerle şöyle nakşetmiştir:

“Citius: Daha hızlı, Colin Jackson… Altitus: Daha yüksek, Sergei Bubka… Fortius: Daha güçlü, Naim Süleymanoğlu.”

KATILMAK DA KAZANMAK KADAR ÖNEMLİ

Baron Pierre de Coubertin’in “Olimpiyatlarda önemli olan kazanmak değil, katılmaktır; tıpkı hayatta olduğu gibi, önemli olan zafer değil mücadeledir.” sözlerine yüzlerce örnek verebiliriz ama kuşkusuz en çarpıcı olanı Eric Moussambani Malonga’dır. Hayatında olimpik havuzda hiç yüzmemiş olan Ekvator Gineli sporcu, 2000 Sidney Olimpiyatları’nda ülkesini 100 metre serbestte temsil ederken bir şampiyon kadar ilgi görmüş ve alkış almıştır. Olimpiyat tarihinin en yavaş yüzücüsü olsa da, yarışı bitirmekte zorlansa da, boğulma tehlikesi yaşasa da, bitişe alkışlar altında ulaşmayı başararak olimpiyat ruhunun sembolü olarak tarihe geçmiştir.

TÜRKİYE’NİN OLİMPİYAT TARİHİ

Türkiye Cumhuriyeti’nin olimpiyat oyunlarına ilk kez beş branşta 41 sporcuyla 1924 yılında Paris’te katıldığı bilinse de Osmanlı Dönemi’nde de olimpiyatlara gittiğimizi pek az kişi bilmektedir.

Baron Pierre de Coubertin’in İstanbul seyahatinde kendisine tercümanlık yapan Galatasaray Lisesi öğrencisi ve Kurtuluş Gençlik Kulübü sporcusu Aleko Mulos’un, 1908 Londra Olimpiyatları’nda jimnastik dalında ülkemizi temsil ettiği pek akıllara gelmeyen bir bilgi olarak öne çıkmakta. Daha sonra Osmanlı Devleti, 1912 Stockholm Olimpiyat Oyunları’na davet edildi ve olimpiyatın öncüsü olacak Selim Sırrı Tarcan başkanlığında iki atlet Vahram Papazyan ve Mıgırdiç Mıgıryan tarafından temsil edildi.

BUGÜN HER BRANŞTA VARIZ

Geçmiş yıllarda elde ettiği zafer niteliğindeki başarılar nedeniyle olimpiyatlarda “güreş ve halter ülkesi” olarak bilinen Türkiye bugün okçuluk, sırıkla atlama, jimnastik, kadın boks, atıcılık, voleybol, judo, tekvando, badminton, bisiklet, eskrim, güreş, halter, kürek, masa tenisi, modern pentatlon, atletizm, taekwondo, yelken gibi branşlarda üstelik çoğunda madalya umuduyla ülkemizi temsil etmekte ve elde edilen başarılar halk tarafından büyük bir gururla takip edilmektedir.

GENÇ TÜRKİYE UMUT DOLU

Savaş sonrası oluşan ekonomik zorluklara rağmen spora verilen değeri gösteren özveriyle, genç Türkiye Cumhuriyeti ilk kez 1924 Paris Olimpiyatları’na futbol, güreş, atletizm, eskrim ve bisiklet dallarında 41 sporcuyla katılmış; 100 yıl sonra ise tekrar Paris’te yapılan 2024 Olimpiyatları’na 18 spor dalında 54 kadın, 48 erkek olmak üzere toplam 102 sporcuyla gitmiş olması gelinen noktayı da göstermektedir.

TARİHİN EN BÜYÜK SPORCUSU

Ne mutlu ki bizlere; Türk spor tarihinden Naim Süleymanoğlu gibi bir dev geçmiştir. Tüm zamanların en iyi haltercisi olduğu tartışılmazken birçok otorite tarafından da “dünyanın en büyük sporcusu” olarak adlandırılan Naim Süleymanoğlu, Türk halkına 1988 Seul, 1992 Barcelona ve 1996 Atlanta’da büyük gurur yaşatmış, onun sayesinde Türk halteri dünyaya nam salmıştır. Ardından kendisini idol seçen Halil Mutlu da 1996 Atlanta, 2000 Sidney ve 2004 Atina’da altın madalya getirmiştir.

05
06
07
08
09
10
05
06
07
08
09
10
previous arrow
next arrow

GÜREŞ ZAFERLERİ UNUTULMAZ

1936 Berlin Olimpiyatları’nda, Yaşar Erkan’ın güreşte ülkemize ilk kez altın madalyayı kazandırması ve olimpiyat tarihinde ilk kez İstiklal Marşı’mızın dünyaya dinletilmesinden sonra Gazi Mustafa Kemal Atatürk de büyük bir gurur yaşamış ve Yaşar Erkan’a şu telgrafı çekmiştir:

“Kendin küçüksün ama, memleket için büyük işler yaptın. Artık ismin Türk spor tarihine geçti. Çok yaşa, Yaşar.”

Yaşar Erkan’dan sonra güreşte hep zirvedeydik. 1948 Londra Olimpiyat Oyunları’nda Celal Atik, Gazanfer Bilge, Mehmet Oktav, Ahmet Kireççi, Nasuh Akar, Yaşar Doğu; 1952 Helsinki’de Bayram Şit, Hasan Gemici; 1956 Melbourne’de Hamit Kaplan, Mithat Bayrak, Mustafa Dağıstanlı; 1960 Roma’da Ahmet Bilek, Hasan Güngör, İsmet Atlı, Mithat Bayrak, Mustafa Dağıstanlı, Müzahir Sille, Tevfik Kış; 1964 Tokyo’da İsmail Ogan ve Kazım Ayvaz; 1968 Mexico City‘de Ahmet Ayık, Mahmut Atalay; 1992 Barcelona’da Mehmet Âkif Pirim; 1996 Atlanta ve 2000 Sidney’de Hamza Yerlikaya; 2008 Pekin’de Ramazan Şahin; 2016 Rio’da Taha Akgül bayrağımızı zirveye dikip İstiklal Marşı’mızı tüm dünyaya dinletmişti.

Muhteşem kariyerine 5 Dünya, 11 Avrupa şampiyonluğu ve olimpiyat ikinciliği sığdıran, Türk spor tarihinin en çok madalyalı yıldız güreşçisi Rıza Kayaalp’e ayrı bir paragraf açmak gerekiyor…

”Kaburga kıran” lakaplı pehlivanımız, grekoromen stilin efsanelerinden biri olarak bilinir. Üstün dayanıklılığı ve etkili oyunlarıyla minderde rakip tanımaz. Azmi, disiplini ve hırsıyla Türk güreşinin gurur kaynaklarından biridir.

12
13
12
13
previous arrow
next arrow

TÜRK KADINI KÜRSÜDE

Olimpiyat tarihimizde 1936 Berlin Olimpiyatları’na katılarak bir ilki başaran kadın eskrimcilerimiz Halet Çambel ve Suat Fetgeri Aşeni olmuştur. Aynı zamanda bir arkeolog olan Halet Çambel, 1963 yılında Göbeklitepe olarak bilinen bölgeyi ilk keşfeden bilim insanlarına öncülük etmiş ve ikinci kez adını tarihe yazdırmıştır. İki kadın sporcumuzun açtığı yoldan ilerleyen judocumuz Hülya Şenyurt 1992 Barcelona’da ilk bronz madalyayı kazanmıştır. 2004 Atina’da ise haltercimiz Nurcan Taylan’dan ilk altınımız gelmiş. 2020 Tokyo’da Buse Naz Sürmeneli bayrağımızı zirveye dikmiştir.

14
15
14
15
previous arrow
next arrow

OKÇULUK VE VOLEYBOL GURURUMUZ OLDU

Dünya ve Avrupa şampiyonu olarak ülkemize büyük gurur yaşatan Mete Gazoz, Tokyo 2020’de başarısını olimpiyat altınıyla taçlandırdı. Türk kadınını her dönem başarıyla dünyaya tanıtan Türk Kadın Voleybol Millî Takımı üçüncü kez katıldığı 2024 Paris Olimpiyatları’nda son anda madalyayı kaçırıp beşinci olsa da Filenin Sultanları büyük sevinçle karşılandı ve ülkenin gururu olarak ayakta alkışlandı.

İSTANBUL’UN HAKKI

Türkiye’nin bugüne kadar birçok branş ve organizasyonda dünyayı imrendirecek büyük başarılara imza atmasına rağmen hâlâ olimpiyatlara ev sahipliği yapamaması ilginçtir. Bazı şehirler ikinci kez olimpiyatlara ev sahipliği yaparken İstanbul gibi büyük bir metropolün olimpiyatları hak ettiği bir gerçektir. Olimpiyatlar tüm branşlarda, yapıldığı şehre önemli tesisler kazandırır. Bu tesisler iki ay için olimpiyatlarda kullanılsa da o ülkeye 40-50 yıllık katkı sağlar. İstanbul’da olimpiyat düzenlenmesi Türk sporuna çok olumlu etki yaratacaktır.

TÜM DÜNYANIN BİLDİĞİ BİR SİMGE

Yapılan tüm anketlerde yeryüzünde en çok bilinen simgenin beş halkalı olimpiyat bayrağı olduğu ortaya çıktı. Dünyanın neresinde olursanız olun rastgele birine bu beş halkalı simgeyi gösterip “Bu nedir?” diye sorarsanız alacağınız cevap; doğru cevap olacaktır. Bu bilinirliğin kesinlikle olimpiyatların çok sevilmesiyle bir ilgisi var…

“Bu içerikte kullanılan görseller, Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi tarafından sağlanmış ve izinleri doğrultusunda kullanılmıştır.”