Uygar Ve Yaşamın Doğduğu Yer Göbeklitepe

Toplum ve Yaşam

UYGARLIK VE YAŞAMIN DOĞDUĞU YER GÖBEKLİTEPE

Bir tapınak veya kutsal bir toplanma alanı, belki de devasa bir gömme alanı ya da bir höyük. Hepsi de olabilir, hiçbiri de... Kesin bilgi yok. Ama kesin olan bazı şeyler var. Göbeklitepe, son yüzyılda yapılan tüm arkeolojik buluşlardan daha önemli bir kazı alanı ve tarihin en büyük arkeolojik keşiflerinden biri...

Doğan Satmış
Araştırmacı Gazeteci Yazar

İngiliz gazeteci Kevin Rushby, Göbeklitepe için şunları söyler; “O kadar önemli ki, Göbeklitepe bir gün yeryüzündeki her çocuk tarafından bilinecek ve dünyanın en önemli seyahat noktalarından biri olacak. Tıpkı Mısır Piramitleri, Persepolis veya Stonehenge gibi…” Ama daha ilgincini, Harvard Üniversitesi profesörlerinden Mehrdad R. Izady söylediği şu cümledir; “Güneydoğu, şu ana kadar açıklanmamış teknolojik bir aşamadan geçti.”


“Nasıl yani?” diyebilir ve şaşırabilirsiniz. Ama eğer Göbeklitepe’yi gördüyseniz, siz de hak verirsiniz. Çünkü Göbeklitepe, bundan 12 bin yıl önce insanların, henüz taş devri yaşanırken inşa ettikleri inanılmaz bir anıt. Daha metal nedir bilinmezken, taşlara oyulan sanat değeri yüksek, devasa dikili taşlarla dolu; taşlar üzerindeki kabartmalar, motifler, çeşitli hayvan figürleri ile bize o günleri anlatıyorlar.



GEÇMİŞTEYKEN ZAMANIN ÖTESİNDE YAŞAMIŞ BİR UYGARLIK

Şanlıurfa kent merkezine 18 kilometre uzaklıkta, Örencik Köyü yakınlarında yer alan Göbeklitepe ilk olarak 1963 yılında İstanbul ve Chicago Üniversitelerinin ortaklığıyla gerçekleştirilen bir yüzey araştırması sırasında keşfedildi. Ekip, araştırmaları sırasında tepede kırık kireç taşı levhalarının bulunduğunu raporlarına eklediler. Daha sonra 1994 yılında tarih öncesi alanları araştıran Alman arkeolog Prof. Dr. Klaus Schmidt bölgeyi ziyaret eder ve yüzeyden yaklaşık on beş metre yüksekte kalan tepenin altında çarpıcı bir tarih yattığını anlar.

 

Prof. Dr. Klaus Schmidt daha önceki bulgularda yer alan kireç taşı levhaların neolitik döneme (Cilalı Taş Devri’ne) ait olduğunu tespit eder ve 1995 yılında Şanlıurfa Müze Müdürlüğü bünyesinde ekibiyle birlikte kazıya başlar. Alandaki çalışmalar sürdükçe açığa çıkan eserler hayret vericidir. Keşfinden önce kimsenin düşünemeyeceği, milâttan önce 10 bininci yıllarda yaşamış bir uygarlığın izleri ortaya çıkmaktadır…

Boyları 3-6 metre; ağırlıkları ise 40-60 ton arasında değişen “T” biçimli dikili taşlar, taşların üstüne oyulmuş hayvan figürleri, insan betimlemeleri, çeşitli semboller ve 8-10 metre çapındaki dairesel ve dikdörtgen şekilli dünyanın en eski tapınak kalıntıları o dönemin insanlarının yaşayışına dair tarihsel anlayışı kökten değiştirdi.

GÖBEKLİTEPE’DEKİ İNSANLAR TARİHSEL ANLAYIŞIN ÖTESİNDE BİR YAŞAM SÜRMÜŞTÜ

Öyle bir uygarlık ki; bin beş yüz veya belki de iki bin yıl sürmüş ve sonra kaybolmuş, tarihe gömülmüş. “Tarihin sıfır noktası” olarak nitelendirilen Göbeklitepe’yi bizzat keşfeden Prof. Dr. Klaus Schmidt, neolitik avcı-toplayıcılar; yani Göbeklitepe insanları ile daha yeni herhangi bir kültür arasında bir devamlılık görmüyor. Ona göre o defter, orada kapandı. Ancak orada yaşamış olan insanlar sandığımızdan çok farklıydı.

Herkes onları taş devrinde, mağaralarda yaşıyor sanırken, 12 bin yıl öncesinin Göbeklitepe insanları bir araya gelip, muhteşem bir eser ortaya çıkarmışlardı. Sanıldığının çok ötesindeki yaşam alışkanlıkları, estetik değerleri, inançları ve ritüelleri sayesinde kutsal bir alan olarak kabul edilen Göbeklitepe ortaya çıkmıştı. 12 bin yıl önce bu anıtlar inşa edilirken, Göbeklitepe çevresi çok zengin topraklara sahipti. Yemyeşil bir bitki örtüsü, çok çeşitli yabani hayvan sürüleri, dalları yüklü yabani meyve ağaçları… Ve insanlar “cenneti” andıran bu pastoral zenginlik içinde, çevrelerinde olan şeyleri dikili taşlara resmettiler.

Göbeklitepe’de taşların üzerine oyulmuş turna, leylek gibi çeşitli kuş türleri; tilki, boğa, yaban koyunu, örümcek, yılan gibi hayvan figürleri ve insan betimlemeleri oldukça gelişmiş bir mimari anlayışa ve tekniğe işaret ediyor. Özellikle dikili taşların üzerindeki el ve kol kabartmaları dikkat çekiyor ve kimi sütunların, insan betimlemeleri olduğunu düşündürüyor.

Bölgedeki buluntular aynı zamanda o dönemde yaşamış insanların zengin iç dünyası ve hesaplama yeteneği hakkında da bilgi vermekte. Mısır piramitlerinden 7.500 yıl eskiye tarihlenen Göbeklitepe, tarih öncesi çağlara dair tüm anlayışı değiştirmiş ve 1 Temmuz 2018’den itibaren UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne dahil edilmiştir.

UZMANLAR GÖBEKLİTEPE’Yİ BÜYÜK BİR KEŞİF OLARAK DEĞERLENDİRİYOR

Keşfedilmesi dünya çapında ses getiren Göbeklitepe için uzmanların söyledikleri şu şekilde:

“Göbeklitepe tarihin gelmiş geçmiş en büyük arkeolojik keşfi.” (Witwatersrand Üniversitesinden David Lewis Williams)

“Burası insan aklının anlamakta zorlanacağı kadar olağanüstü bir yer.” (Reading Üniversitesinden Steve Milthen)

“Tüm kanıtlar gösteriyor ki burası insanlığın doğduğu yer. Göbeklitepe, Adem’le Havva’nın yaşadığı Cennet Bahçesi’ndeki bir tapınaktı.” (Alman arkeolog Prof. Klaus Schmidt)

“Göbeklitepe pek çok sebepten dolayı eşsizdir. Bunlardan ilki ve en önemlisi, özellikle törenlerin yapılması amacıyla anıtsal (megalitik) yapıların inşa edildiği şu ana kadar keşfedilmiş en eski yer olmasıdır. İkincisi de, en eski anıtsal yapıları inşa eden toplulukların, insanlık tarihindeki en önemli dönüşümlerden biri olan avcı-toplayıcı yaşam biçiminden tarımcı yaşam biçimine geçişe şahit olmalarıdır.” (Alman Arkeoloji Enstitüsünden Dr. Lee Clare)

“Göbeklitepe her şeyi değiştiriyor.” (Stanford Üniversitesinden Ian Hodder)

“Göbeklitepe’deki bu yapıların, kendilerinden binlerce yıl sonra yapılan Mısır Piramitleri’ne, Ayasofya’ya ya da Süleymaniye Camii’ne eşdeğer anıtsal yapılar olduğu söylenebilir.” (Harran Üniversitesinden Doç. Cihat Kürkçüoğlu)

“Göbeklitepe’deki yapıları ve üzeri kabartmalarla bezeli dikili taşları inşa etmek için gerekli yoğun iş gücü, çok sayıda yerleşmenin nüfusunun belirli zamanlarda bir araya gelerek haftalar veya aylar boyunca bu muhteşem dağ başında bir arada yaşamasını gerektirmişti. Çalıştıkları süre boyunca birlikte yiyip içen bu insanlar, oluşturdukları bu bölgesel topluluklar üstü oluşumu birlikte kutladılar. Burada yeni bir dünya inşa etmişlerdi.” (Edinburgh Üniversitesinden Prof. Trevor Watkins)

 

PROF. DR. KLAUS SCHMİDT’İN ORTAYA ÇIKARDIĞI BİR HAZİNE

Bu kadar bilim insanını şaşkınlığa uğratan kadar büyük bir keşif, Türkiye’nin güneydoğusunda sizlerin gezmenizi, görmenizi bekliyor. Benim Göbeklitepe maceram, 2018’de burayı ziyaret etmemle başladı. Bu kadar önemli bir yapıyı, keşfinden çeyrek asır sonra keşfetmiş olduğum için pişmanlık duysam da çok etkileyiciydi. 20 Temmuz 2018; Prof. Dr. Klaus Schmidt’in ölüm yıl dönümünde Şanlıurfa’ya, sonra Türkiye’ye ve tabii ki tüm insanlığa böyle bir hazineyi kazandıran bir bilim insanını anmak için “Ne yapabilirim?” diye araştırmaya başladım. Eşi Çiğdem Köksal Schmidt ile iletişim kurdum. Yaptığı keşifle 12 bin yıl önceki son Buz Devri’nden beri toprak altında gizli kalan bu dikili taşları görmemizi sağlayan Prof. Dr. Klaus Schmidt’i onurlandırmak için 2019 yılında, çalışmalarının detaylı şekilde anlatıldığı bir kitap derledik.


Siz de Göbeklitepe’ye mutlaka gidin, gezin, görün. Göbeklitepe’yi gezerken, 12 bin yıl öncesinin “başka dünyalarını” gezmiş olacaksınız. Ve sonra da kendinize “Neden daha önce gelmedim?” diyeceksiniz.